27 Nisan 2022

Bağ

Özlem Öztürk

Tam odadan çıkacakken hemşire geldi. Hastanede çektikleri bu fotoğrafı ve büyükçe bir kutu uzattı. “Hastanın eşyaları,” dedi. Kutuyu aldım. Hafifliği tuhaf gelmedi. İçinde ne olduğunu biliyordum. Hep benimleydi, kafamın içindeydi.

Babası balık tuttukları kayıktan denize atladığında, ablam altı yaşındaymış. Çok iyi yüzdüğü için aklına kötü bir şey gelmemiş. Sabah her zamanki gibi sahilden simit almışlar, ablam oyuncakçı dükkanının vitrinindeki oyuncak ayıcığa bakmış, sonra da kayığa binmişler. Babası ablamın simidini yemesini beklemiş, hemen küreklere asılmamış. Ablam neyi beklediğini sorduğunda, oyuncakçı dükkanını işaret edip, “Açılmasını bekliyoruz,” demiş. Yeni oyuncak ayısı ablamı o kadar heyecanlandırmış ki, dalgın dalgın kürek çeken babasına neden bu kadar açıldığını, sonunda kürekleri bıraktığında, neden yemlerini hazırlamayıp iğnesine takmadığını sormamış. Neden kumsaldan kayığa koyduğu o koca taşı bağladığı halatı önce kendi ayağına sonra ablamın ayağına dolayıp düğümlediğini de sormamış. Sağlamlığını sınıyormuş gibi halatı birkaç kez çekerken de ona bakmamış, ayıcığıyla oynamaya devam etmiş ablam. Ayağa kalktığında ağladığını fark etmiş. Neden ağladığını soramamış. Çünkü o sabah ilk kez gülümsemiş babası, “Bu berbat, nefret dolu, iğrenç dünyada, hep böyle çocuk kal,” demiş. Ne dediğini tam olarak anlamamış, babası çakısıyla, onu kendine bağlayan bağı kesmiş ve suya atlamış. Akşama kadar, çocukluk saatlerinin sonsuz yavaşlığında, babasının suyun altından çıkmasını beklemiş. Onu bulan balıkçılara söylediği buymuş.  Babasını bekliyormuş. Ablamın “akıl hastalığı” o pazar günü başlamış. Annem kızıyla çok kötü bir şekilde terk edildiğinden başka şey düşünemeyecek kadar sarsılmış. Büyük kızının oyuncak ayısı dışında her şeyle bağını kopardığını ve karnında olduğumu aylar sonra fark etmiş.

Çocukluğunu terk etmekten deli gibi korkan genç kızın fotoğrafına baktım. Uzaklaşmadan önce, intihara meyilli ablamı hayatta tutan, geride bırakmak istemediği tek şeyi, en yakın arkadaşını, kahverengi ayıcığını koydukları kutuyu çöpe attım. Hiçbir şey hissetmedim.

TanidikYabancilarAcaba 4.jpeg
TY background.jpg

Tanıdık Yabancılar

Acaba

 

Bulunmuş fotoğraflar, kendi dünyalarını yaratır. 

Kimsesiz bir fotoğrafı elinize aldığınız anda hayal başlar, merak katlanır.

 

Acaba

Burası neresi?

Mutlular mıydı?

Bu fotoğraf çekildikten sonra onlara ne oldu?

Acaba

Bu fotoğraflar uzun yıllara yayılan bir tutkuyla, dünyanın dört bir yanından toplandılar.

Tek ortak yönleri sahipsiz olmaları.

Bu çok ‘normal’ fotoğraflarda, kim olduklarını bilmediğimiz insanların yedikleri, içtikleri, gezdikleri, arkadaşları, düğünleri, kısacası anıları ve hiçbir zaman bilemeyeceğimiz hikayeleri var.

 

Şimdi bu kayıp fotoğraflara hayat, sözcüklere suret verme zamanı.

Fotoğrafların “acaba”larına hayali bir cevap, bir hikaye arıyoruz. 

Geçmiş hayatlara sahipsiz fotoğraflara yeni hikayeler.

 

Acaba projesinde bu fotoğraflardan ilham alacağını bildiğimiz yazarları kısa hikayeleriyle Tanıdık Yabancılar’a ses olmaya davet ettik. Fotoğrafların yarattığı “acaba” sorularına onlar cevap versin istedik.

 

Tanıdık Yabancılar’ı bu kez yazarların gözünden görecek, dilinden okuyacaksınız.

 

Talin Azar & Aylin Sayek Beyazıt