Zuhal Yıldızı

Ufuk Tekin

TanidikYabancilar O Yaz16.jpeg

Birden sustu. Oturduğu sedirde dikleşti. Başını hafifçe sağa yatırıp çok uzaklardan gelen bir sesi duymaya çalışan bir kır kurdu gibi dikkat kesildi. Gözlerini kapattı.

 

Yine aynı şey oluyordu. Elim kalbimde biraz uzağına, tam karşısına oturdum. Zayıf gaz lambasının ışığında her hareketini izlemeye başladım.

 

Kaşlarını çattı. Ses’i huzursuz bir ifadeyle dinliyordu.

 

Bu kez kimin ölümünü haber verecek acaba? En acı ölümlerin habercisidir o. Zuhal Yıldızı’nın Hermes’idir. Zuhal Yıldızı ışığını kimin üstüne düşürdüğünü, civardaki hangi temiz ruhu göğe çekeceğini üç gün önceden ona haber verir.

 

Ses’i dinledikçe yavaş yavaş yüz ifadesi yumuşadı. Sonunda birkaç kez başını hafifçe salladı.

 

Arkasına yaslandı. Derin derin saldı soluğunu. Gözlerini açtı, beni buldu. Sağ avucunu davetkar bir şekilde havaya kaldırınca kalbim kuş gibi yanına koşup dibine diz çöktüm. Başımı avucuna yasladım. Yanağımı parmak boğumlarında gezdirdim, öptüm avucunu. “İdris’im,” dedim.

 

“Zühre’m” dedi. “Çöl çiçeğim, aşk aynamın sahibi.” Koca elleriyle yüzümü avuçladı. Saçlarımı sevdi, alnımı, yüzümü.

 

“Zuhal’in ışığı bu kez benim üstümde parlıyor Zühre’m,” dedi.

 

İnanamadım. Yüzüne baktım. Üzüntüyle bakıyordu bana. Biliyordum ki kendine değil yaşayacağım acıdan dolayı bana üzülüyordu.

 

Acı başımdan girdi, kaynar kaynar içime döküldü. Çığlıkla, gözyaşıyla dışarı atmaya çalıştım. Olmadı. “Bu sabah seninle kumsalda otururken hissetmiştim zaten,” dedi. “Daha çok gençsin ama,” diye haykırdım. Kucakladı, sardı beni. Sonra kulağıma eğildi, “Üzülme,” dedi, “Seni Zuhal Yıldızı’nda bekleyeceğim. Sen gelince ikimiz el ele ölümsüzlüğe uçacağız.”