Orhan ve Mualla

Sevgi Feridunoğlu

Tozlu bir mavi, dümdüz, bulutsuz üstümüzde. Deniz saten çarşaf, kırışıksız, para sektirirsin üstünde. Yaz geldi.

Yakındır Mualla’nın hakkımda dönen dedikoduları duyması. Kim görmüş, ama kim? Alemdar’a gitmişim, öyle mi? Güya bir de Galata’ya dadanmışız.

Sadece Süheyla olsa, Eleni, Melahat, tramvayda ki! Beni anlamadan, dinlemeden ayrılır mı? Eğer sorarsa geç bunları, anam babam, geç; geç bunları bir kalem desem...

Deniz, rakı, balık, musiki, mehtap, sevgili bu gece uzun olacak. Mualla’nın için için evlenme hayalleri kurduğunu Seniha ağzından kaçırdı. Nasıl söylerim; şair adam hiç evlenir mi!

Gönlüme hazan doldu.

“Mualla, Burgaz Ada’ya gidene kadar benim çok sevdiğim şarkıyı mırıldanır mısın?”

Usul usul söylemeye başladı. ”Dertliyim, ruhuma hicranımı sardım da yine...” Bizimle Burgaz Ada’ya başka sandallarla gelen dostlar da sessizce dinlediler.

Eminim bir kaç gün sonra, ya o Mualla’yı sandala atıp ruhumda hicranını söyletme hikayesinin dedikodusunu da birilerinden duyarım.

Üzgünüm Leyla, Elveda Çat Çat!

TanidikYabancilar O Yaz25.jpeg

Bak şu Seniha’ya nasıl da hınzır hınzır gülümsüyor. Ona göre Orhan bugün mutlaka evlenme teklif edecekmiş. Benden başkasıyla izdivaç düşünemezmiş. Aman da aman elleri çok büyükmüş, istese hem dünyayı hem de beni havaya kaldırırmış. Kim bilir hangi şiirine ilham olacakmışım, aman da aman bana çok aşıkmış. Duy da inanma. Ah şu Seniha, çocuk işte!

Aleksandra, Orhan’la ilgili dedikodu duymuş. Sait bir arkadaşına anlatıyormuş. Sandallarımız Burgaz Ada’ya varır varmaz onu bir köşede sıkıştıracağım. Eğer doğruysa Orhan Hoşgör Köfteci’sinin kapısından içeri adım atamaz.