Açılmamış

Özlem Öztürk

TanidikYabancilar O Yaz33.jpeg

Kore’den bir mektup geldi. Hiç açılmamış zarfı yırttım. El yazımı okudum.    

Oğlum,

Nasılsın?

Ben iyiyim.

Annen.

Fotoğrafı çevirip hiç kıpırdamadan öylece durup gülümsemesine baktım. İşte ancak o zaman fark ettim, oğluna vermek istediği şeyi, son gülümsemesini ondan çaldığımı.

Fakat benim bir saatim yoktu. Ben dışardayken babamın yalnız kalamayacağını, ona ve eve bakacak bir yardımcıya ihtiyacımız olduğu için onu tuttuğumu, izin gününde çıkabileceğini söyledim. Hiçbir şey söylemedi. Ağzını açmadan babamın boşluğa diktiği gözlerine bakıyordu.  Babam, babalara ait iç görüsüyle unutmadığı tek şeyi yaptı, yutkundu. Sanki bana bir şey söylemek istiyordu. Vücudunda yaralar oluşmaması için sık sık döndürmesi, bacaklarının arasına yastık koyması gerektiğini hatırlattım ve evden çıktım. Babama çok iyi bakıyordu. Ev de pırıl pırıldı. Oğlunu otogara bırakacağını, en fazla bir saat sonra döneceğini söylemişti fakat ben henüz anne olmamıştım, bir yerim gerçekten acımamıştı.

Ay sonunda oğlunun askerde olduğunu söyledi, maaşını ona göndermemi istedi. Parasını bir zarfa koyup gönderdim.

Her seferinde soruyordum, yazmamı istediğiniz bir şey var mı diye. Sağ olun, diyordu. Öyle kederliydi ki, onun için bir şey yapmak istiyordum. Savaş haberlerini dinlemesi için bir radyo aldım fakat sanırım hiç açmadı.

Mevsim, babamın öldüğü yazdı. Son maaşını gönderirken, isterseniz bir fotoğrafınızı yollayalım oğlunuza dedim. Elbisesini değiştirdi, saçlarını taradı. Fotoğrafını çekerken yüzünde ilk kez bir gülümseme belirdi.

Yine sordum, yazmamı istediğiniz bir şey var mı diye.