Dinini yediğim...

Hasan Hayyam Meriç

“Mua… öpücük. Yanaktan… yok ben değil, sen. Şöyle konduruversen.”

“Amandine.”

“Nedin? Dinle ne ilgisi var? Müslüman. Ama bu güzellik adamda iman bırakmaz, yemişim dinini. Yav mua… lütfen bak bir tanecik ama…”

“A-mon-din.”

“Adını mı söylüyor yoksa? Adını mı söylüyorsun yoksa? Neydin? Ah… dinini yediğim. Ben de Danyal… Danyal…… Kız gülmekten konuşamıyor ki… Ne de güzel gülüyor. Biricit Biricit, yeminle Biricit’in aynısı mübarek. Hadi… bir tanecik mua… mucuk da olur… bak neredeyse vardık… O ne? Ne çıkarıyorsun? Foto mu çekeceksin? Olur tabii… o da olur. Dur gömleği Belmondo yapayım. Bana Belmondo Danyal derler zaten. ”

 

Belmondo Danyal o sabah Heybeli’ye götürmek için Amandine Lavigne’i kayığına aldığında kalbine geleceklerden habersizdi. Yolculuğun sonunda bir öpücük koparamamanın, üstüne de gönlünü kaptırmanın yarattığı sevda bilançosundaki açığı, olabileceklerin hülyası ile doldurmaya çalışmıştı. Bu beyhude çaba ile de Büyükada’ya döndüğünde artık hayatı değişmişti.  Bütün yazı, güneşte kavrularak Heybeli’ye turlayarak geçirmiş, arkadaşlarına da yaşanmayan maceralarını anlatıp durmuştu. Fakat tüm o tahayyül zenginliğinin tek yaptığı Belmondo’yu tufan gibi bir sevdanın içine atmak olmuştu. İşte bu sebepledir ki o fotoğraftan 48 yıl 3 ay 21 gün sonra Galatasaray’a Tophane’den tırmanan o körolası deveçatlatan yokuşta kalbi teklediğinde, ne hanımını ne de tombalaklarını anmıştı. Dudaklarından döküleni duyan duymayan ayıplamıştı.

 

“Dinini yediğim…”

TanidikYabancilar O Yaz11.jpeg