Taşım

Ayşen Melik

TY2.jpeg

Önce yarışacaktık. Birinci gelen, hayatta da birinci gelecekti, şüphemiz yoktu. Kaybedenlerse tükürük kadar suda boğulmuş olacaktı. Birinci olma ihtimalini her birimize bahşeden diğerlerimizdi. O yüzden muhtaçtık birbirimize. Havuz vaftiz suyumuzla doluydu sanki. Günahlarımızdan arınıp yepyeni, dünyaya bedel bir günaha balıklama dalacaktık!

Sesi şimdi bile ihtiyar kulağımda, damarları tutuşturan kahkahasını atmıştı.

“Ne o?” demişti. “Kazanamayacağını bildiğin için mi?” 

Kazanacağım demiştim, zafer işaretimi peşin peşin yapmıştım. Diğerlerine baktım, ben başkayım dedim. Bir gün herkes anlayacak. Sonuncu da gelsem ben kazanacaktım. 

Hesaplı kitaplı, danışıklı dövüşlü, modern, devrimci bir sevişme ihtimali için yarışacaktık. Düştüğümüz durumu, altına özgürlük adlı kürsüyü koyarak yüceltiyorduk. Ve üstünü çiçek açmış bir bayrakla örtüyorduk. Sonra birileri kürsüyü el çabukluğu ile çekti olduğu yerden, ağzımızdan çıkan baloncuklarla son kez eğleniyorduk. Bilmiyorduk.

O deklanşöre basınca gerçeklerden bir taşım kayboldu. Biz kalanla avunduk.  Bak, bu dört köşe kâğıt o bir taşım işte.

En sona kaldım. Hepsi gittiler.  Birer birer.  Kahkahayı da yanlarında götürdüler.

Kimi geçip birinci olacağım? 

Şimdi bir kürsü istiyorum. Taştan olsun. Üstüne çıkıp fısıldayacağım. 

“O yalnızca beni sevdi.

Bense hepinizi...”